Kartal logosuCEM AKYÜREK

2015–2016 21 Eylül 2015

GENÇLERBİRLİĞİ
11
BEŞİKTAŞ

Beşiktaş, haftanın kapanış maçında Gençlerbirliği'ne konuk oldu ve mücadele sonunda iki puanı Ankara'da bıraktı. Maçın genelinde oyunun hâkimi olan Kara Kartal, ne yazık ki sonucu lehine çevirecek fırsatları yeterince değerlendiremedi.

İlk dakikalarda oyunun kesin hâkimi Beşiktaş'tı. Erken bir gol bulup rahatlamak isteyen takımımız bunu sahaya yansıtmaya çalışsa da aklındaki oyunu kurmakta zaman zaman zorlandı. Quaresma, artık kendisiyle özdeşleşen trivela vuruşlarından birini denedi ama çoğunlukla kaleyi bulan bu özel vuruşu bu kez direğin epey uzağından geçti. Maçta kaldığı süre boyunca bir daha denemedi.

26. dakikaya geldiğimizde ekranın alt köşesinde topa sahip olma oranları gösterildi. Beşiktaş yüzde altmışın üzerindeyken Gençlerbirliği yüzde otuzlar civarındaydı. Bunun nedeni oyunun genel görüntüsünden de kolaylıkla anlaşılıyordu. Kara Kartal sağlı sollu organize hücumlarla rakip kaleye gitmeye çalışıyor, ev sahibi takım ise daha çok kaptığı toplarla hızlı çıkmayı tercih ediyordu.

Fakat futbolun topa sahip olma yüzdesiyle kazanılmadığını bir kez daha gördük. Beşiktaş'ın ezici üstünlüğüne rağmen golü bulan taraf Gençlerbirliği oldu.

Ev sahibi takımın savunma anlayışında dikkatimi çeken bir şey vardı. Beşiktaş hücuma çıktığında Gençlerbirliği oyuncuları oyunu büyük bir dikkatle takip ediyor, sanki bilgisayar oyunu oynar gibi karşılarındaki hamleye göre pozisyon alıyorlardı. Ardından ele geçirdikleri toplarla hızla kontratağa çıkıp tehlikeli karamboller yaratmaya çalışıyorlardı. Planları işe yaradı ve topa çok daha az sahip olmalarına rağmen maçın ilk golünü atan taraf oldular.

Beşiktaş'ın özellikle ilk yarıdaki organize hücumlarında gördüğüm en büyük sıkıntı ise ceza sahası çevresinde gereğinden fazla pas yapılmasıydı. Neredeyse kaleyi gören herkes şut çekmek yerine bir kez daha pas vermeyi tercih ediyordu. Böyle olunca hücumlar güzel görünüyor ama bir türlü sonuçlanmıyordu. 40. dakikada Olcay ve Mario'nun geliştirdiği bir pozisyon bunun en iyi örneğiydi. İkisi o kadar çok paslaştı ki net bir gol fırsatına dönüşebilecek hücum göz göre göre kayboldu.

Gençlerbirliği ise Beşiktaş kadar organize ve sürekli hücum etmese de fırsat bulduğunda tehlikeli olabileceğini gösterdi. Neyse ki ikinci golü bulmalarına fırsat vermeden ilk yarı sona erdi.

Beşiktaş ikinci yarıda organize hücumlarındaki ısrarını sürdürdü ve 66. dakikada Gökhan'ın golüyle beraberliği yakaladı. Bu golün ardından doğal olarak galibiyet için yeniden heyecanlandık ancak dakikalar beklediğimizden çok daha hızlı geçti.

Özellikle son on beş dakikada Kara Kartal'ın maçtaki yoğunluğu azalmaya başladı. Arka arkaya gelen hatalı paslara Gençlerbirliği'nin oyunun temposunu düşürme çabaları da eklenince Beşiktaş'ın hücum düzeni bozuldu. Doksan dakika tamamlandığında hakem dört dakika uzatma verdi. Takım oyundaki ritmini koruyabilmiş olsaydı dört dakika içerisinde çok şey yapılabilirdi ama Gençlerbirliği kalecisinin oyunu yavaşlatan hareketleri ve maçın giderek parçalanması buna izin vermedi. Dört dakika neredeyse bomboş geçti ve karşılaşma sona erdi.

Son düdüğün ardından Tolga'nın tam olarak neye sinirlendiğini anlayamadım ama bir anda ortalık karıştı. Kendisine bir şey söylenmiş veya saha içinde bizim göremediğimiz başka bir olay yaşanmış olabilir. Bunu bilmeden hüküm vermek istemiyorum. Fakat Tolga'nın bu kadar sert tepki vermesini de doğru bulmadım.

Çünkü böyle durumlarda çok basit bir gerçek var: Kameralar çoğu zaman sizi kızdıran şeyi değil, sizin verdiğiniz tepkiyi gösteriyor. Birkaç saniye sonra televizyon ekranında görünen kişi siz oluyorsunuz ve olayın öncesini bilmeyen herkes de gördüğü görüntü üzerinden karar veriyor. Haklı olsanız bile kendinizi haksız duruma düşürebiliyorsunuz.

Hele takım kaptanıysanız daha dikkatli olmak gerekiyor. Malzeme vermemek lazım.

Beşiktaş geçmişte de Gençlerbirliği karşısında birçok kez puan kaybetti. Nedense bu takım bize ters geliyor. Maçı biraz da bunun bilinciyle izlediğim için sonuca fazla tepki göstermedim. Tabii o kontrataklardan biri daha yerine ulaşsa ve Gençlerbirliği üç puanı alsaydı maçtan sonra nasıl konuşurdum, orasını bilemiyorum.

Genel olarak güzel ve diri bir mücadele izledik. Oyunu çirkinleştirmeden kendi planını uygulayan, akıllı oynayan bir rakibe karşı mücadele ettik. Beşiktaş daha fazla topa sahip oldu, daha çok hücum etmeye çalıştı ama bunların karşılığını skorda bulamayınca bir puanla yetinmek zorunda kaldı.

Şimdi Fenerbahçe derbisi kapıya dayandı.

Bakalım Ankara'da bıraktığımız iki puanı büyük maçta telafi edebilecek miyiz?

Stadyum: Ankara 19 Mayıs Stadyumu

Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Arkın Akgöl, Serkan Ok (4. Hakem)

Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo (Dk.88 Kerim), Ersan, Tosic, Atiba, Sosa, Gökhan, Quaresma(Dk.46 Cenk), Olcay (Dk.46 Necip), Gomez

Yedekler: Günay, Serdar, İsmail, Kerim, Necip, Mustafa, Cenk

Teknik Direktör: Şenol Güneş

Gençlerbirliği: Hopf, Kulusic, Ahmet O., Ahmet Ç., Uğur, İrfan (Dk.61 Dimitriadis), Campos(Dk.90 Spelmann), Doğa, Skulason, Stancu (Dk.76 Berat), El Kabir

Yedekler: Ferhat K., Latovlevici, Ferhat G., Hikmet, Dimitriadis, Spelmann, Berat

Teknik Direktör: Mehmet Özdilek

Goller: Tosic (Dk.23 K.K.), Gökhan (Dk.67)

Sarı Kartlar: Skulason (Dk.38), İrfan (Dk.44), Olcay (Dk.45+3), Gomez (Dk.54), Necip (Dk.58), Campos (Dk.69), Ersan (Dk.83), Hopf (Dk.88)