Kartal logosuCEM AKYÜREK

2015–2016 01 Ekim 2015

BEŞİKTAŞ
11
SPORTING LIZBON

Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi H Grubu'ndaki ikinci maçında Sporting Lizbon'u ağırladı. Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nda oynanan karşılaşma, beklendiği gibi oldukça zorlu geçti.

İlk on dakika geride kaldığında açıkçası biraz tedirgin olmaya başlamıştım. Çünkü karşımızda gerçekten kemik gibi bir takım vardı. Sert oynadıkları gibi gol pozisyonlarına girdiklerinde son derece rahat hareket ediyor, kendilerine ne kadar güvendiklerini belli ediyorlardı. O an içimden, “Beşiktaş bu maçı kazanırsa gecenin galibiyeti olur,” diye geçirdim.

Deplasmanda böylesine rahat oynayan bir takıma karşı kazanmak için hem çok dikkatli olmak hem de sahada yalnızca onların olmadığını gösterecek güçlü bir karşılık vermek gerekiyordu. Beşiktaş'ın ilk yarıda bunu yeterince yapabildiğini söyleyemem. Gol pozisyonu üretmekte zorlandığımız gibi Sporting'in baskılı oyununa aynı sertlikte karşılık vermekte de güçlük çektik.

Bunu fark eden Sporting oyuncuları oyundaki ağırlıklarını giderek artırdılar ve tehlikeli ataklarını sıklaştırdılar. Sonunda 16. dakikada golü de buldular. Ne yalan söyleyeyim, o anda maça olan inancım epey azaldı. Beşiktaş'ın bu karşılaşmayı çevirebileceğini düşünmüyordum.

Golden sonra kendine güveni daha da artan Sporting, ilk yarının kalan bölümünde oyunun büyük kısmını kontrol etti. Devre arasına ikinci golü yemeden girebilmemizi bile önemli buluyordum.

İkinci yarı başlamadan önce Şenol Güneş'in Quaresma'yı oyundan çıkarma ihtimali geçti aklımdan ve içim karardı. Bana göre bu maç tam Quaresma'nın maçıydı ve doksan dakika sahada kalması gerekiyordu. Neyse ki hocamız da farklı düşünmedi ve Quaresma ikinci yarıda da sahadaki yerini aldı.

Savunmada İsmail'e şans verilmesi ve onun da bu fırsatı iyi değerlendirmesi takım adına sevindiriciydi. Uzun süredir düzenli oynayan biri gibi rahat ve güvenli bir performans sergiledi. İlk yarıdaki görüntünün ardından takımın ikinci yarıya nasıl döneceği de beni düşündürüyordu ama Kara Kartal sahaya çok daha farklı bir havayla çıktı.

İlk yarıdaki karamsar, zaman zaman rakibin üstünlüğünü kabullenmiş gibi görünen Beşiktaş gitmişti. Yerine daha cesur ve derli toplu bir takım geldi. İlk yarıda gerçekleştirmekte zorlandığımız organize hücumlardan biri 61. dakikada sonuç verdi ve Gökhan'ın golüyle beraberliği yakaladık.

Yine itiraf edeyim; Beşiktaş'ın bu maçta gol atabileceğine bir ara gerçekten inancımı kaybetmiştim. Sporting öylesine organize ve dikkatli oynuyordu ki savunmaları Kara Kartal'ın karşısında beton bir duvar gibi duruyordu. Gökhan o duvarda ilk çatlağı açınca maçın rengi bir anda değişti.

Skor 1-1'e geldikten sonra Sporting'in atakları yine yüreğimizi ağzımıza getirecek kadar tehlikeliydi ama artık Beşiktaş da daha derli toplu oynuyor ve güven veriyordu. Üstelik rakip kalede fırsatlar bulmaya başlamıştık. Ne yazık ki ceza sahası çevresindeki aceleci tercihler yüzünden bunların bir kısmını değerlendiremedik. En net fırsatlardan biri 77. dakikada Oğuzhan'ın ayağından geldi.

Dakikalar sekseni gösterirken Beşiktaş hücumlarını daha da sıklaştırdı. Fakat bunu yaparken savunma güvenliğinin giderek azaldığını fark etmek insanın sinirlerini bozuyordu. Böyle bir rakibe karşı beraberliği yakaladıktan sonra maçı kaybetmek büyük hayal kırıklığı olurdu. Dakikalar ilerledikçe maç benim için futbol karşılaşmasından çok sinir testi hâline gelmeye başladı.

Beşiktaş'ın hücuma çıkarken zaman zaman topu fazla çevirdiği de gözümden kaçmadı. Bunun bilinçli biçimde tempoyu kontrol etmek için mi yapıldığını, yoksa takımın hücumda karar vermekte zorlanmasından mı kaynaklandığını bilemiyorum. Ama bir puanı korumak için on bir kişiyle ceza sahasına kapanmak yerine topa sahip olarak maçı kontrol etmeye çalışmak bana her zaman daha güzel görünüyor.

84. dakikada Atiba'nın değerlendiremediği pozisyonun hemen ardından Sporting'in kontratağa çıkması yüreğimizi ağzımıza getirdi. Buna rağmen Beşiktaş'ın gol yeme korkusuyla geriye yaslanmak yerine maçı kazanmayı denemesi hoşuma gitti. Riskliydi ama cesurdu.

Hakem karşılaşmaya üç dakika eklediğinde Quaresma'nın yerine Kerim oyuna girdi. Uzatma dakikalarında Oğuzhan'a yapılan faulün ardından ceza sahasına yakın bir noktadan kullandığımız serbest vuruş sonuç vermedi. 92. dakikada ise Sporting tehlikeli geldi ve korner kazandı. O korner kullanılana kadar sıkıntıdan patlayacağım sandım. Neyse ki pozisyonu değerlendiremediler ve maç sona erdi.

İlk yarının sonunda Beşiktaş'tan galibiyeti geçtim, açıkçası tek bir gol bile beklemiyordum. Sporting Lizbon gerçekten çok tehlikeli, dinamik ve ne yaptığını bilen bir takım. Bu nedenle Beşiktaş'ın ikinci yarıda oyunun dengesini değiştirip aldığı beraberliği küçümsemiyorum. Bana göre değerli bir puan kazandık.

Şunu da unutmamak gerekiyor: Deplasmanda oynayacağımız ikinci karşılaşma muhtemelen bundan çok daha zor olacak. İstanbul'da böylesine rahat oynayabilen bir takımı kendi sahasında yenmek istiyorsak farklı ve akıllı bir stratejiye ihtiyacımız olacak.

Ama o maçın hesabını zamanı geldiğinde yaparız.

Bu gece gördüğümüz başka bir şey var: İlk yarıda karşımızda yıkılmaz gibi duran bir rakibe karşı Beşiktaş ikinci yarıda ayağa kalktı, golünü buldu ve maçı kazanmayı deneyecek cesareti gösterdi.

Avrupa'da bazen galibiyet kadar, böyle doksan dakikalar da takımı büyütür.

Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu

Hakemler: Paolo Tagliavento, Matteo Passeri, Fabiano Preti (İtalya)

Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, İsmail, Atiba, Necip (Dk 46 Oğuzhan), Gökhan Töre, Sosa (Dk. 68 Cenk Tosun), Quaresma (Dk.90 Kerim Frei), Gomez

Teknik Direktör: Şenol Güneş

Sporting Lizbon: Patricio, Cristian Silva, Joao Pereira, Naldo, Figueiredo, Aquilani (Dk. 79 Gelson Martins), Carvalho, Gutierrez Teofilo (Dk. 69 Slimani islam), Ruiz, Mane, Matheus Pereira (Dk. 55 Adrien Silva)

Teknik Direktör: Jorge Jesus

Sarı Kartlar: Rhodolfo, Ersan Gülüm (Beşiktaş), Cristian Silva, Joao Pereira (Sporting Lizbon)

Goller: Dk. 61 Gökhan Töre (Beşiktaş) Dk. 16 Bryan Ruiz (Sporting Lizbon)