2015–2016 05 Kasım 2015
BEŞİKTAŞ
1—1
LOKOMOTIV MOSCOW
Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi H Grubu'ndaki dördüncü maçında Lokomotiv Moscow'u ağırladı. Zorlu geçeceği baştan belli olan mücadelenin ilk dakikalarında iki takım, adeta bir mengenenin birbirinin üzerine bastıran iki ağzı gibi birbirlerini sıkıştırdılar. Öyle ki sahada yirmi iki kişiden çok daha fazla oyuncu olduğuna yemin edebilirdim.
“Bu iki takım birbirine nasıl gol atacak?” diye geçirdim içimden.
Her şey bir yana, Beşiktaş inanılmaz tempolu bir oyun ortaya koydu. Kara Kartal bu maçtan üç puan çıkarıp gruptaki işini sağlama almak istiyordu ancak oyunu bir türlü tamamen lehine çeviremiyordu. Çünkü Lokomotiv Moscow gerçekten çok diri bir takımdı. İlk dakikalarda gol çıkması neredeyse imkânsız gibi görünen karşılaşma, zaman ilerledikçe iki takımın da pozisyonlar bulmaya başladığı daha açık bir mücadeleye dönüştü.
Beşiktaş tempoyu ne kadar artırdıysa Lokomotiv de karşısında o kadar sağlam durdu. İlk yarı bu nedenle oldukça zorlu geçti.
İkinci yarıda ise çok belirgin olmasa da Rus takımının direncinin yavaş yavaş azaldığını, Beşiktaş'ın hücumlarının daha tehlikeli hâle geldiğini görmeye başladık. Quaresma'nın ikinci yarıda oyuna girmesi de önemli bir hamleydi. Bana göre Şenol Güneş'in onu başlangıçta kenarda tutması doğru bir tercihti. İlk yarının yüksek temposunu geride bırakmış bir rakibin karşısına dinlenmiş bir Quaresma çıkarmak çok daha etkili olabilirdi.
Öyle de oldu.
Quaresma oyuna girdikten sonra bütün varlığını sahaya koydu. Nihayet 58. dakikada muhteşem bir golle ağları havalandırdı. Gökhan'ın sol kanattan yaptığı orta ilk anda Mario Gomez'in kafasına gidiyor gibi görünüyordu ancak top biraz yüksek kaldı ve Quaresma'nın önüne düştü. Q7, yüksekten gelip yerden seken topu önce göğsüyle yumuşattı, ardından sağ ayağıyla harika vurdu.
Bir gol ancak bu kadar profesyonel atılabilirdi.
Kara Kartal istediğini almıştı ama golden sonra tempoyu düşürmeyi tercih etmedi. Elbette geriye düşen Lokomotiv de daha fazla risk almaya ve ataklarını sıklaştırmaya başladı. Bu arada maçı anlatan spikerin yanındaki yorumcu, Beşiktaş'ın yorulabileceğini o kadar çok söyledi ki bir süre sonra ben de ister istemez takımın ne zaman yorulacağını beklemeye başladım.
Sonunda korktuğumuz oldu.
Beşiktaş üstünlüğünü yalnızca on sekiz dakika koruyabildi ve Niasse'nin golüne engel olamadı. Skor 1-1'e geldikten sonra galibiyeti daha fazla isteyen taraf yine Beşiktaş'tı ancak Lokomotiv elindeki bir puanı bırakmamaya kararlıydı. Kara Kartal aradığı ikinci golü bulamayınca mücadele beraberlikle sona erdi.
İyi bir maçtı. Kazanabilirdik de.
Sonuca ne kadar üzüldüğümü sorarsanız, sanırım yüzde elli. Kalan yüzde elliyle de alınan bir puanın değerini düşünüp sevindim.
Lokomotiv kadrosunda eski bir tanıdık da vardı: Manuel Fernandes.
Fernandes, Beşiktaş'taki iyi dönemlerinde adeta şiir gibi futbol oynuyordu. Son zamanlarında oyuna ve takıma olan yoğunluğu azalmış, giderek gözden düşmüştü ama iyi günleri gerçekten çok iyiydi. Şimdi Lokomotiv formasıyla izlediğimde ise şaşırmadan edemedim. Beşiktaş'ta topla yaptığı gösterişli hareketlerle orta sahayı karıştıran Fernandes'in yerinde çok daha sade oynayan, neredeyse başka bir futbolcu vardı.
“Nerede bizim Fernandes, nerede bu Fernandes?” diye düşündüm.
Elbette bir futbolcunun başka bir takımda üstlendiği rol farklı olabilir. Lokomotiv'in ondan ne istediğini veya sezon boyunca nasıl bir performans gösterdiğini yeterince bilmiyorum. Ama benim hafızamdaki Fernandes ile o gece izlediğim oyuncu arasında büyük bir fark vardı. İnsan bazı futbolcuları bir dönemde bıraktığı hâlleriyle hatırlıyor galiba.
Gecenin benim açımdan en güzel haberlerinden biri ise Quaresma'nın UEFA Avrupa Ligi'nde haftanın en iyi oyuncusu seçilmesiydi.
Bu adamı gerçekten çok seviyorum.
Beşiktaş'a yeniden döndüğünde ne kadar mutlu olduğumu daha önce de yazmıştım. Sahada yalnızca yeteneğiyle değil, oyuna koyduğu ruhla da beni etkiliyor. Beşiktaş'ta yıllar boyunca birçok değerli yabancı futbolcu oynadı ve bundan sonra da oynayacaktır. Ama benim izlediğim dönem içerisinde Quaresma kadar Beşiktaş'a yakıştırdığım başka bir yabancı yıldız olmadı.
Onu Beşiktaş formasıyla canlı izleyen neslin içinde bulunmak bile benim için ayrı bir keyif.
İyi ki varsın Q7.
Maçın ardından gözler grubun diğer karşılaşmasına çevrildi. Sporting Lizbon'un Skenderbeu Korçe deplasmanından galibiyetle döneceği düşünülüyor, puan hesapları büyük ölçüde bunun üzerinden yapılıyordu.
Kim düşünüyordu?
Elbette televizyondaki uğursuz yorumcular.
Fakat hesaba katmadıkları çok önemli bir şey vardı: Bu sezon futbol tanrıları galiba biraz da Beşiktaş'tan yana çalışıyordu.
Skenderbeu Korçe kendi sahasında Sporting Lizbon'a üç gol atarak gecenin büyük sürprizlerinden birine imza attı. Bu sonuç Beşiktaş'ın da gruptaki konumunu güçlendirdi. Kara Kartal ikinci sıradaki yerini korurken tur yolunda önemli bir avantaj elde etmiş oldu.
Yine de Avrupa'da hesap yapmak için erken. Önümüzde oynanacak maçlar ve alınması gereken puanlar var. Ama sezonun başından beri takımda giderek büyüyen bir şey de var.
İnanç.
Biz zaten inanıyorduk.
Şimdi çocuklar da inanıyor.
Hayırlısı.
Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu
Hakemler: Felix Zwayer, Rafael Foltyn, Holger Henschel, Mike Pickel (4. Hakem)
Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo, Ersan, İsmail, Atiba, Oğuzhan (Dk.83 Cenk), Gökhan, Sosa (Dk.72 Necip), Olcay (Dk.46 Quaresma), Gomez
Yedekler: Günay, Serdar, Tosic, Necip, Kerim, Quaresma, Cenk
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Lokomotiv Moscow: Guilherme, Durica, Denisov, Shishkin, Yanbaev, Fernandes (Dk.74 Miranchuk), Kolomeytsev, Samedov, N’Dinga, Maicon (Dk.90+ Grigoryev), Niasse (Dk.90 Skuletic)
Yedekler: Abaev, Logashov, Makarov, Grigoryev, Barinov, Miranchuk, Skuletic
Teknik Direktör: Igor Cherevchenko
Goller: Quaresma (Dk.58), Niasse (Dk.76)
Sarı Kartlar: Ersan (Dk.49), Niasse (Dk.61)
CEM AKYÜREK