Kartal logosuCEM AKYÜREK

2013–2014 28 Mart 2014

KARABÜKSPOR
10
BEŞİKTAŞ

Beşiktaş ne yazık ki şampiyonluk yolunda üç puan daha kaybetti ve benim de hedefimi yavaş yavaş ikincilik olarak değiştirmeme sebep oldu. Oysa Kara Kartal, özellikle son haftalara girilirken gerek fikstür gerekse puan durumu açısından önemli fırsatlar yakalamıştı.

Kendi stadımızın yenilenmekte olduğu bu sezonun başından beri saha meselesi de başlı başına bir sorun hâline geldi. Önce Olimpiyat Stadyumu'nda başlayan macera, oradaki şartlara yönelik eleştirilerin ardından başka arayışlara dönüştü. Sanki Türk futbolu on yıllardır yalnızca futbola özel, kusursuz stadyumlarda oynanıyormuş da Olimpiyat Stadyumu ilk kez karşımıza çıkan büyük bir felaketmiş gibi bir hava oluşmasını doğrusu biraz garipsedim. Ardından Kasımpaşa'nın stadına taşınma kararı geldi ki yönetimin sezon boyunca aldığı kararlar arasında en fazla eleştirdiğim konulardan biri de bu oldu.

Şampiyonluğun kimse tarafından bize altın tepside sunulmayacağı zaten belliydi. Kendi stadından uzakta geçirilen bir sezonda yapılan bu tür tercihler de işimizi kolaylaştırmadı. Şimdi, “Bütün bunların Karabükspor'a yenilmemizle ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz. Haklısınız.

Demek istediğim şu: Bütün olumsuz şartlara rağmen takımın özellikle son on beş maçta yakaladığı ivme ve puan durumu gerçekten umut vericiydi. Ben şahsen bu takımın şampiyon olabileceğini düşünmüştüm. Görünüşe göre biraz fazla iyimser davranmışım. Beşiktaş'ın gelecek vaat ettiği konusunda fikrim değişmedi ama kadronun henüz şampiyonluğu sonuna kadar taşıyabilecek kadar oturmadığını kabul etmek gerekiyor. Teknik kadronun da ilk sezonunu yaşadığını düşünürsek ligi ikinci sırada tamamlamak kötü bir sonuç olmayacaktır.

Üstelik önümüzde yeni stadımıza kavuşacağımız bir sezon var. Bu takımın üzerine doğru takviyeler yapılır, teknik kadroya zaman tanınır ve istikrar korunursa önümüzdeki yılın çok daha güzel olabileceğine inanıyorum. Şimdilik yapılması gereken, bu sezonun bize ne öğrettiğine bakmak.

Şimdi, yenilginin üzerine örtü sermek için yeterince süslü paragraf yazdığıma göre biraz da futbol konuşalım.

Bu gece topun Beşiktaş'ı sevmemesi bir yana, futbolcular da topu pek sevmedi. Ben ne olursa olsun Beşiktaş'ın bu maçı kazanacağına inanıyordum. Maçın büyük bölümünde daha etkili olan taraf da Beşiktaş'tı. Ancak Karabükspor 60. dakikadan sonra beklemediğim şekilde toparlandı ve baskı kurmaya başladı. Ev sahibi takımın bu çıkışı Kara Kartal'ın dengesini fena hâlde bozdu.

Beşiktaş ne yaptıysa golü bulamadı. Sekseninci dakikaya geldiğimizde artık ümidimi kaybetmeye başlamıştım. Hatta her zaman olduğu gibi birazdan golü bizim yiyeceğimizi de hissettim. Bundan nefret ediyorum ama nedense yaklaşanı bazen görebiliyorum. Artık bunun bir lanet mi yoksa hediye mi olduğuna hâlâ karar veremedim.

Ve olan oldu.

Beşiktaş sahada iki golcüyle mücadele etmesine rağmen golü bulamadı; golü yiyen taraf biz olduk. Üstelik golü atan, Beşiktaş'tan kiralık olarak Karabükspor'a gönderilen Eneramo'ydu.

Kaçıncı dakika?

Doksan.

Trajediye bak sen.

Daha geçen hafta Galatasaray'ın son dakikada yediği golle ne güzel dalga geçmiştik. Ben şahsen pek bir dalga geçmiştim. Futbol denen şeyin insanı bu kadar kısa sürede kendi sözleriyle sınayabilmesi de ayrı bir güzellik olsa gerek.

Yine de burada Eneramo'ya “Neden bizim şampiyonluğumuzun önüne set çektin?” diyecek değilim. Oyuncuyu kiraya veren sensin. Karabükspor da onu sahaya çıksın, mücadele etsin ve gol atsın diye kadrosuna katmış. Eneramo Beşiktaş'a karşı oynarken özellikle gol atmamaya çalışsaydı, asıl o zaman yaptığı işe ve formasını giydiği kulübe karşı haksızlık etmiş olurdu.

İşte Beşiktaş taraftarı olmakla Beşiktaşlı olmak arasındaki farkı benim gözümde belirleyen şeylerden biri de bu. Kendi takımımın çıkarına olsa bile bir futbolcudan görevini yapmamasını bekleyemem.

Ama insanın içindeki taraftar da tamamen susmuyor tabii.

En azından dizlerinin üzerine çöküp o kadar sevinmeseydin be adam!

Eneramo konusunda asıl düşünülmesi gereken şey bana göre başka. Bir futbolcunun Beşiktaş'a transfer edilirken yalnızca belli özelliklerine değil, takımın yapısına ve ihtiyaçlarına ne kadar uyduğuna da bakılması gerekiyor. Her transfer tutacak diye bir kural elbette yok. Fakat oyuncu seçiminde mümkün olduğunca uzun vadeli düşünmek, kulübün parasını ve kadro yapısını dikkatle yönetmek şart. Benim Süleyman Seba döneminden hatırladığım Beşiktaş anlayışı da biraz buydu: önce kulübün neye ihtiyacı olduğunu düşünmek.

Ne güzel geriye sayıyorduk. Şimdi kaldı yedi maç. “Matematiksel olarak hiçbir şey bitmedi,” diyeceğim ama komik duruma düşmek de istemiyorum. Beşiktaş bugün maçı kazanmayı benim istediğim kadar istemedi sanki. Futbolcular istemezse derdi bana düşecek değil herhâlde.

Belki de taraftarlığın kendimize hatırlatmamız gereken tarafı tam burada başlıyor. Takımınız kazanmışsa o galibiyeti doya doya yaşayın. Kaybetmişse üzülün ama sonra bırakın maç orada kalsın. Ne kadar Beşiktaşlı olduğunuzun, bir yenilgiden sonra ne kadar acı çektiğinizle ölçülmesine izin vermeyin.

Taraf olmayın, Beşiktaşlı olun.

Hem futbolun en eski sözlerinden biri ne diyor?

Atamayana atarlar.

Attılar işte.

Stadyum: Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadyumu.

Hakem: Tolga Özkalfa.

Karabükspor: Waterman, Erdem Özgenç, Mabiala, Murat, İshak, İlhan, Musa (Dk. 82 Yiğit), Furkan (Dk. 86 Erkan), Sow, Ahmet (Dk. 67 Jones), Eneramo.

Teknik Direktör: Tolunay Kafkas.

Beşiktaş: Tolga, Necip (Dk. 60 Kerim Frei), Franco, Dany, Motta, Veli, Atiba, Oğuzhan (Dk. 36 Almeida), Jones, Olcay, Mustafa Pektemek.

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Gol: Dk. 90 Enaramo (Karabükspor)

Sarı Kartlar: Musa Çağıran, Enaramo, İlhan (Karabükspor), Jermaine Jones, Mustafa Pektemek (Beşiktaş)