Kartal logosuCEM AKYÜREK

2013–2014 23 Mart 2014

BEŞİKTAŞ
30
AKHİSAR BELEDİYESPOR

Bir gece önce Galatasaray'ın Kayserispor karşısında puan kaybetmesiyle Beşiktaş'ın önüne çok önemli bir fırsat çıkmıştı. Maçın son bölümü hayli gergin geçmiş, uzatma dakikalarında gelen Kayserispor golüyle karşılaşma berabere bitmişti. Gecenin ikisinde hiç üşenmeden oturup maçın tekrarını da izledim ve sonunda istediğim sonucu bir kez daha kendi gözlerimle gördüm. Liderle aramızda duran Galatasaray'ı geçme fırsatı yakalamıştık. Şimdi sıra Kara Kartal'daydı. Ertesi akşam Akhisar Belediyespor karşısına çıkacak ve kazanırsa ikinci sıraya yerleşecekti.

Zaman o gün nedense çok yavaş ilerledi. Bütün bir pazar boyunca heyecanla saatin 19.00 olmasını bekledim. Nihayet televizyonun karşısına kurulup maçı izlemeye başladığımda Kara Kartal oyuna golle giriş yaparak keyfimi ikiye katladı. Veli çok şık bir golle açılışı yaptı. Daha ne olduğunu anlayamadan, sekizinci dakikada Mustafa'nın golü geldi.

Doğrusunu söylemek gerekirse golden çok, golü Mustafa'nın atmasına sevindim. Geçen hafta Rizespor karşısında uzun bir aradan sonra yeniden golle buluşmuştu; şimdi Akhisar maçında da devamını getiriyordu. Haftalardır yazılarımda aynı şeyden şikâyet edip duruyorum: Beşiktaş oyuna fırtına gibi başlıyor, birçok pozisyon üretiyor, bunları değerlendiremiyor ve ardından hiç beklemediği anda topu kendi ağlarında görüp maçı yeniden çevirmeye uğraşıyor. Bu kez öyle olmadı. Bu kez şans yüzümüze güldü.

Top Kara Kartal'ı sevdi.

İki farklı üstünlüğü erkenden yakalayınca ben de rahat bir nefes aldım ve maçı çok daha keyifli izlemeye başladım. Ancak Mustafa'nın yaşadığı sakatlık kısa süre sonra bütün keyfimi kaçırdı. Kafa topuna çıktığı Akhisarlı bir oyuncuyla çarpışınca başı yarıldı. Tedavisi saha içerisinde yapıldıktan sonra oyuna döndü fakat yarası yeniden kanamaya başladı.

Burada söz konusu olan futbolcunun kafası. Kolu, dizi ya da sırtı değil; insan vücudunun en hassas bölgelerinden biri. Oyundan alınmasını beklerken Mustafa'ya yeni bir forma getirildi. Kanlanan formayla devam edemeyeceği için değiştirilmesi gerekiyordu. İyi de kardeşim, adamın kafası yarılmış ve hâlâ kanıyor; bizim derdimiz forma mı?

Üstelik maç 2-0 olmuş. Ne gerek var böyle bir riske? Sonra baktılar olmuyor, bir forma daha geldi. İkinci yarıya Beşiktaş on kişi başladı; Mustafa'nın kafasına dikiş atıldıktan sonra yeniden sahaya döndüğünü görünce artık gerçekten şaşırdım. Futbolcunun mücadele etmek istemesini anlayabiliyorum ama böyle durumlarda kararı yalnızca futbolcunun isteğine bırakmamak gerekir. Sahaya çıkabilecek başka bir oyuncumuz yok muydu? Bir ara Beşiktaş'ın stada yedek futbolcu getirmediğini düşünecektim neredeyse.

Maçın oyuncularına gelirsek, Holosko ikinci yarıda beni biraz şaşırttı. Yoruldu ve karşılaşmanın son bölümlerinde oldukça güçlük çekmeye başladı. Ersan'ın sakatlanmasının ardından oyuna giren Jones ise çok diri göründü. Önüne gelen fırsatları değerlendiremedi ama Akhisar savunmasını yıpratmayı başardı.

Atiba ve Oğuzhan ise bugün benim gözümde sahanın en iyileri arasındaydı. İkisi de kusursuza yakın oynadı. Oğuzhan Beşiktaş'ın geleceği. Atiba ise bana göre sezonun en iyi yabancı transferlerinden biri. Uzun süren sakatlığının ardından İsmail de nihayet yeniden forma şansı buldu ancak 81. dakikada oyuna girdiği için kendisini değerlendirebileceğimiz kadar süre alamadı. Temennim, zaman içerisinde eski formuna kavuşması, hatta onun da üzerine çıkması.

Kaleci Tolga bazen bana seksenli yılların Beşiktaş kalecilerini hatırlatıyor. Önündeki takım öylesine iyi savunma yapıyor ki rakipler çoğu zaman ona ulaşacak fırsatı bile bulamıyor. Beşiktaş'ın oyunu her geçen hafta biraz daha oturuyor. Necip ilk dönemlerindeki kadar parlamıyor olabilir ama görevini yerine getiriyor. Üstelik bugün kendisinden zaman zaman şikâyet ettiğim gereksiz sertliklere başvurup sarı kart da görmedi; benden artı puanı kaptı.

Franco ve Motta'dan da fazlasıyla memnunum. Yabancı oyuncularımızın takıma verdiği katkıya baktığımda transfer konusunda doğru işler yapıldığını düşünüyorum. Belli ki teknik kadro bu konuda sıkı çalışıyor. Olcay için ise söyleyecek fazla bir şeyim yok. O benim gözümde kusursuz bir Beşiktaşlı. Umarım daha uzun yıllar bu başarılı çizgisini sürdürür. Almeida'yı da özlemişiz. Gol atma fırsatı bulamadı ama sahada kaldığı kısa süre içerisinde üzerine düşeni yaptı.

Saha kenarında maçı adeta futbolcularla birlikte yaşayan Slaven Bilic ise siyah takım elbisesi ve atletik yapısıyla bazen bir futbol teknik direktöründen çok basketbol koçuna benziyor. Bilic'in enerjisini ve takımla kurduğu bağı seviyorum. Bana kalırsa o da en az genç oyuncular kadar Beşiktaş'ın geleceğinin önemli bir parçası. Yönetim Slaven'la uzun süre çalışmayı başarırsa bu istikrarın karşılığını ilerleyen yıllarda alacağımıza inanıyorum.

Bu maçın ardından Beşiktaş artık Galatasaray'ın üzerinde ve ligin ikinci sırasında. Fenerbahçe'nin maçlarını takip etmekten ise biraz yoruldum. Şimdilik kendi takımımıza bakmak istiyorum. Benim için önümüzdeki en önemli hedeflerden biri Fenerbahçe'yi yenmek ve ligi mümkün olduğunca yukarıda tamamlamak. Üstelik liderle aramızdaki puan farkına rağmen matematiksel olarak şampiyonluk ihtimali de henüz ortadan kalkmış değil.

Her hafta söylediğim gibi, umut varsa insanın gözü ister istemez yukarıya bakıyor.

Kara Kartal artık ikinci sırada. Bakalım kanatları bizi daha ne kadar yukarı taşıyacak.

Stadyum: Atatürk Olimpiyat Stadyumu.

Hakem: Bülent Yıldırım.

Beşiktaş: Tolga, Necip, Franco, Ersan (Dk. 52 Jones), Motta, Veli, Atiba, Holosko, Oğuzhan, Olcay (Dk. 81 İsmail), Mustafa Pektemek (Dk. 60 Almeida)

Teknik Direktör: Slaven Bilic.

Akhisar Belediyespor: Emrah Tuncel, Ahmet (Dk. 46 Kuate), Serkan (Dk. 54 Uğur), Sonko, Güray, Kenan, Emrah Eren, Merter, Sertan, Niasse, Mehmet Akyüz (Dk. 46 Mezenga)

Teknik Direktör: Hamza Hamzaoğlu.

Goller: Dk. 2 Veli Kavlak, Dk. 8 Mustafa Pektemek, Dk. 69 Atiba (Beşiktaş)

Sarı Kartlar: Jermaine Jones (Beşiktaş), Kuate (Akhisar)