Kartal logosuCEM AKYÜREK

2015–2016 07 Şubat 2016

BEŞİKTAŞ
40
GAZİANTEPSPOR

Beşiktaş, kar yağışı nedeniyle ertelenen iki lig maçı ve araya giren Türkiye Kupası karşılaşmalarının ardından nihayet Süper Lig'e döndü. Normal şartlarda ikinci yarının üçüncü karşılaşması olması gereken ancak ertelemeler nedeniyle ilk lig maçımıza dönüşen mücadelede Kara Kartal, Gaziantepspor'u ağırladı.

Beşiktaş'ın farklı galibiyetinden elbette söz edeceğiz ama önce canımı sıkan birkaç ayrıntıyı aradan çıkaralım ki sonrasında keyfimiz yerine gelsin.

Maçın hemen başında Gaziantepspor'un geliştirdiği tehlikeli bir hücumda ofsayt şüphesi vardı. Pozisyon golle sonuçlanmadı ancak yayında beklediğim açıdan tekrarını göremediğim için kararın doğru olup olmadığını anlamak mümkün olmadı. Önce pozisyonun tekrarı gelmedi, daha sonra ise ofsayt çizgisini değerlendirmeye pek yardımcı olmayan kale arkasındaki kameradan görüntü gösterildi.

İkinci yarıda Gaziantepspor'un 44 numaralı oyuncusunun geliştirdiği başka bir hücumda da bana göre oldukça açık bir ofsayt vardı. Pozisyonun devamında çekilen şutu Tolga güzel bir şekilde çıkardı ancak kurtarış sırasında sakatlandı. Yayında bu pozisyonun daha sonra tehlikeli bir Gaziantepspor atağı olarak tekrar tekrar gösterilmesi de bana tuhaf geldi. Benim görmek istediğim şey kurtarıştan çok, hücumun başlangıcındaki ofsayt ihtimaliydi.

Sosa'ya yapılan bazı sert müdahalelerde de hakemin kart konusunda fazla hoşgörülü davrandığını düşündüm.

Gecenin asıl kötü haberi ise Rhodolfo'nun sakatlığıydı. Pozisyonun ardından durumunun ciddi olduğu anlaşılıyordu. Umarım korktuğumuz kadar uzun süre sahalardan uzak kalmaz. Kendisine geçmiş olsun diyelim ve yeniden futbola dönelim.

Beşiktaş, çok koşmasına rağmen hücumda yeterince sonuç üretemeyen Gaziantepspor karşısında son derece dengeli bir futbol oynadı. Özellikle orta sahadan ceza sahasına gönderilen uzun toplarla rakip savunmanın arkasına sarkmayı başardık.

38. dakikada Gökhan'ın şutunda kaleci Alperen topu ellerinin arasından kaçırınca Kara Kartal 1-0 öne geçti. Golden sonra Beşiktaş'ın iştahı daha da arttı ve oyunun kontrolü tamamen elimize geçti. O sıralarda ekrana gelen istatistiklerde topa sahip olma oranımız yüzde altmış civarındaydı.

39. dakikada Oğuzhan, kalabalık savunmanın arasından öylesine kararlı bir şut çıkardı ki top herkesin bakışları arasında ağlarla buluştu.

İlk yarı bitmeden fark ikiye çıkmıştı.

Bu maçta Mario Gomez'in de gol atmasını özellikle istiyordum. Bu sezon gol krallığı tacını onun takmasının Beşiktaş formasıyla ortaya koyduğu performansa çok yakışacağını düşünüyorum.

Beklentim karşılıksız kalmadı.

Mario 61. ve 70. dakikalarda iki güzel gole imza attı ve gol krallığı yarışında önemli bir adım daha attı.

Fakat beni skordan bile fazla mutlu eden şey Beşiktaş'ın attığı her golden sonra biraz daha fazlasını istemesiydi. Takım 1-0'da durmadı. İkide durmadı. Üçüncü golden sonra bile hücum etmeye devam etti.

Benim amatör ruh derken anlatmaya çalıştığım şey biraz da bu.

Profesyonel futbolun bütün hesaplarının arasında, skor ne olursa olsun bir gol daha atmak isteyen o çocukça iştahı görmek hoşuma gidiyor.

Şenol Güneş'in yaklaşımı da bundan farklı değil. Dört gol atmış bir takımın başında hâlâ hücumu düşünen, oyuncu değişikliklerini bile yeni bir gol ihtimalini artırmak için yapan bir teknik direktör var.

Helal olsun hocam.

Bunca sene neredeydin?

Kaleci Tolga'ya da ayrıca değinmek gerekiyor. Bu gece gerçekten güzel kurtarışlar yaptı ve oldukça iyi bir performans sergiledi. Üstelik ikinci yarıda yaptığı kurtarışlardan birinde sakatlanmasına rağmen oyunda kalmak için ısrar etti.

“Neler oluyor yahu?” diye düşünürken saha kenarında bir de yeni transfer yabancı kalecimizin ısındığını gördüm.

Ah be Tolgacım.

Demokrasinin kılıcı tepende sallanmaya başlayınca insanın konsantrasyonu da bir başka oluyor demek ki.

Şaka bir yana, güçlü bir alternatifin varlığı bir futbolcuyu yalnızca tehdit etmek zorunda değil; rekabet bazen performansı da yukarı çekebilir. Tolga'nın bu geceki futbolu bunun güzel bir örneğiydi. Sporting Lizbon maçından sonra yaşadığı zor dönemi düşününce böyle bir performans göstermesine ayrıca sevindim.

Gelelim şampiyonluk yarışına.

Kar nedeniyle ertelenen iki maçımız, puan tablosunda oldukça yanıltıcı bir görüntü ortaya çıkarmıştı. Beşiktaş maçlarını oynamadan Fenerbahçe'nin zirvede görünmesi doğal olarak spor medyasında liderlik tartışmalarını yeniden başlattı. Benim bu konuda aylardır söylediğim şey ise değişmedi: Takımlar eşit sayıda maça çıkmadan oluşan puan tablosuna gereğinden fazla anlam yüklemenin pek faydası yok.

Fenerbahçe'nin Antalyaspor'a mağlup olduğu hafta yapılan bazı haberleri de bu nedenle ilginç buldum. Benim gözüme çarpan yayınlarda mağlubiyetin kendisinden çok başka ayrıntıların öne çıkarıldığını düşündüm. Belki mesele yalnızca benim medyadan beklediğim dengeyle ilgili ama rakip kim olursa olsun, kazanan takımın emeğinin de görünür olmasını isterim.

Çünkü bu lig yalnızca büyük takımlardan ibaret değil.

Antalyaspor sahada Fenerbahçe'yi yenmişse, o gecenin hikâyesinde Antalyaspor'un da hakkını vermek gerekir.

Tıpkı Bucaspor'un, Sivas Dört Eylül Belediyespor'un veya 1461 Trabzon'un Beşiktaş karşısındaki mücadelesine hakkını vermeye çalıştığımız gibi.

Futbol biraz da bunun için güzel.

Ama bu gece asıl hikâye bizim.

Uzun bir aradan sonra lige dönen Kara Kartal dört gol attı, üç puanı aldı ve şampiyonluk yolunda kaldığı yerden devam etti.

Stadyum: Başakşehir Stadyumu

Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Adil Sinem(4. Hakem)

Beşiktaş: Tolga, Beck, Rhodolfo (Dk.20 Delgado), Marcelo, İsmail, Atiba, Oğuzhan (Dk.75 Necip), Olcay, Sosa (Dk.84 Cenk), Gökhan, Gomez

Yedekler: Boyko, Necip, Delgado, Serdar, Quaresma, Kerim, Cenk

Teknik Direktör: Şenol Güneş

Gaziantepspor: Alperen, Elyasa, Barış, Gouano, Marcal (Dk.21 Koray), Abuda(Dk.75 Hürriyet), Erdem, Orkan (Dk.66 İlhan), Larsson, Chibuike, Habibou

Yedekler: Bora, Hakn, Koray, Putsila, Hürriyet, Abdülkadir, İlhan

Teknik Direktör: Mutlu Topçu

Goller: Gökhan (Dk.38), Oğuzhan (Dk.42), Gomez (Dk.61, 70)

Sarı Kartlar: İsmail (Dk.64), Hürriyet (Dk.81)